Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı

Egzersiz yapan anne adayları daha kolay doğum yapıyor!!!!!

28/12/2008

Yapılan araştırmalar, gebeliği boyunca egzersiz yapan anne adaylarının daha kolay doğum yaptığını gösteriyor. Siz de gebeliğiniz boyunca, yapacağınız egzersizlerle daha rahat bir hamilelik ve doğum süreci geçirebilirsiniz.

Sema Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Zeynep Ulusal, doğum egzersizi yapmadan önce anne adaylarının doktorlarına danışması gerektiğini söyledi. Egzersiz yapmanın anne adaylarının kendilerini iyi hissetmelerini sağladığını söyleyen Dr. Ulusal, egzersiz yapmanın faydalarını şöyle sıraladı,

• Anne adayı kendini daha enerjik hisseder.

• Anne adayı daha rahat uyur.

• Annede Gebelikle oluşan bel, sırt ağrıları gibi rahatsızlıkları minimum düzeyde olur.

• Anne adayının stresi azalır, kişi daha iyi hisseder.

• Egzersiz yapmak kilo kontrolü sağlar.

• Egzersizler normal doğum için iyi bir hazırlıktır.

• Egzersiz yapan anne adayı doğum sonrası, eski haline daha çabuk döner.

Anne adaylarına yapılması tavsiye edilen, en iyi ve kolay yapılabilen egzersiz yürüme olarak karşımıza çıkıyor. Dr. Ulusal, yürüyüş uzun süre nefes nefese yorucu olmamalı, temiz havada, dinlenerek, keyif alarak yapılmalı diyor. Yürüyüş için rahat spor ayakkabı giyilmesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Genellikle gebeliğin 12. haftasında egzersizlere başlanabiliyor.

Anne adayları hangi sporları yapabilir?

• Yürüyüş

• Hafif aerobik

• Yoga

• Pilates

• Dans

• Yüzme

• Streching

• Kegel egzersizleri

Anne adayları her türlü temas sporundan kaçınmasında fayda var. Herhangi bir darbenin annenin karın bölgesine gelmesi, istenmeyen durumlarla karşılaşılmasına neden olabiliyor.

Anne adaylarının rahatlıkla yapabileceği sporlardan bir tanesi de yüzme. Yüzme vücuttaki tüm kas sistemini çalıştırdığı için dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiye sahip. Ancak yüzülecek olan havuzun temiz olup olmadığı ve bakımının yapıldığından emin olunan havuzların tercih edilmesi gerekiyor.

Egzersiz yapılırken dikkat edilmesi gerekenler

• Egzersiz öncesinde ve sonrasında bol bol sıvı alın.

• Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlarda egzersiz yapmayın.

• Zıplama hoplama hareketlerinden kaçının.

• Hiçbir zaman kalp atım sayısı 140’ın üzerine çıkmamalı.

• Vücut ısınız 38 dereceyi aşmamalı.

• Eklemeleriniz son hareket noktalarına kadar zorlamayın.

• Egzersizlere başlamadan ve bitirmeden önce solunum ve gevşeme egzersizlerini yapın.

Egzersizler esansında ya da sonrasında herhangi beklenmedik bir durum ile karşılaşırsanız doktorunuzu aramanızda fayda var.

Hangi durumlarda egzersizlere ara verilmeli?

• Ağrı

• Rahimde kasılma

• Kanama

• Amnios sıvısının gelmesi

• Bayılma hissi

• Nefes darlığı

• Çarpıntı

• Görme bozukluğu

• Kol ve bacakta uyuşma

• Bebek hareketlerinde azalma

• Yürüme güçlüğü


                                               alıntıdır....

AİDS NEREYE KOŞUYOR?????

13/12/2008


















Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya gibi HIV’in hızla yayıldığı ülkeler arasında yer alıyor. Her yıl 200 yeni HIV pozitif teşhisi konuyor. 2008’in ilk 6 ayında 250 kişilik artış olduğunu söyleyen yetkililer durumu, “Trend korkutucu” diye özetliyor.




Rakamlar adeta buz dağının görünen yüzünü oluşturuyor. Çünkü izleme ve değerlendirme mekanizmalarındaki eksiklik nedeniyle gerçek rakamların mevcut rakamların 10 katı kadar olduğu tahmin ediliyor. 70 milyonluk nüfusunun yüzde 50’si genç olan Türkiye’de HIV vakalarındaki bu ürkütücü artışa rağmen korunma ve önleme mekanizmalarının yeterince çalışmadığı belirtiliyor. Tüm dünyada ise 40 milyon HIV taşıyıcısı olduğu tahmin ediliyor. Ancak bunların ne kadarının hasta olduğu tam olarak bilinmiyor.
HIV/AIDS ile yaşayan kişiler arasında iletişim ağı kurarak tedaviye erişimlerini kolaylaştırmak, yaşam kalitelerini artırıcı bilgilendirme çalışmaları yapmak, kendilerinin ve yakınlarının fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan güçlenmelerini sağlamak, yaşadıkları hak mahrumiyetlerinde savunuculuk görevlerini yerine getirmek amacını güden Pozitif Yaşam Derneği verileri Türkiye’deki HIV/AIDS gerçeğini şu başlıklarla ortaya koyuyor:
HIV/AIDS YANITINDAKİ GÜÇLÜ YÖNLER VE KAZANIMLAR

* Türkiye’de hükümet tedavi masraflarını ödemektedir.
* Küresel Fon’dan gelen destek sayesinde Türkiye’de “HIV/AIDS Önleme ve Destek Projesi” başlatılmıştır.
* Türkiye UNGASS Deklarasyonunu imzalayarak HIV/AIDS’le mücadelede insan haklarının geliştirilmesi, HIV ile yaşayan kişilerin yaşadığı ayrımcılık ve damgalanmanın azaltılması, tıbbi tedaviye sürekli ulaşımın sağlanması üzerine söz vermiştir.

ÜLKEMİZDE HIV/AIDS YANITINDAKİ ZAYIF YÖNLER

1-İnsan Haklarının tanıtımı ve uygulanması

Bu konunun gelişmesindeki en büyük engel CYBE ve HIV/AIDS’in korunması yönünde hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın ayrılmış bir bütçesinin ve de kurumsal yapısının olmamasıdır. Ayrıca Türkiye’de bulunan Ulusal AIDS Komisyonunun yasal bir bağlayıcılığının olmaması da bu konu önündeki en büyük engel olarak gözükmektedir.

2-Ayrımcılık

Bir başka başa çıkılması gereken konu ise toplumdaki bilgisizliğe ve yanlış bilgilendirmeye bağlı olarak oluşan HIV ile yaşayan kişilerin karşılaştığı ayrımcılık konusudur. Psikolojik olarak yapılan baskı, kişilerin toplum içerisinde diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olmasını engellemektedir. Ülkemizde yaşanan bu gibi durumlarda, HIV ile yaşayan kişiler işlerini ve böylece sosyal güvencelerini kaybetmekte, sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarından mahrum kalmaktadırlar. UNAIDS ve diğer BM Ajansları tarafından yapılan araştırmaların çoğunda HIV + kişilerin en fazla ayrımcılığa sağlık alanında maruz kaldıklarını göstermektedir ve bu vakaların çoğunda mahremiyet göz ardı edilmektedir.

3-HIV Tedavisi

Sağlık hizmetlerinde karşılaşılan ayrımcılığın yanı sıra karşılaşılan bir diğer problem de HIV tedavisinin mutidisipliner bir yaklaşımla yapılmamasıdır. Enfeksiyonun kabulü için gerekli olan psikolojik destek genel olarak sağlanmaktadır ancak HIV + kişilerin tedavi aldıkları taktirde sağlıklı bir yaşam sürdürebilecekleri gerçeği bu desteğin dışında bırakılmaktadır.

4-Genel Yasa Sistemi

Türkiye’de HIV ile ilgili olarak bir yasa bulunmamakta ancak genel yasalar HIV + kişilerin haklarını genel hasta ve vatandaş hakları bağlamında sağlamaktadır. 1998 senesinde onaylanan hasta hakları yasası kişilerin tedavi alma, sağlık hizmetlerine ulaşım ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam sürdürmeleri haklarını garantilemektedir.

5-Gönüllü Test Merkezleri

Türkiye’de DSÖ ve UNAIDS gibi uluslararası organizasyonlar tarafından test öncesi ve test sonrası danışmanlık gerekli görülmesine rağmen her zaman bu servisler sağlanmamaktadır. Sonuç olarak, yeni tanı almış HIV + kişiler yanlış olarak bilgilendirilmekte ve bu nedenle çoğu vaka psikolojik travma ile sonuçlanmaktadır.

6-Genel Sağlık Sigortası

Türkiye’de tedaviye ulaşım genel sağlık sistemi tarafından sağlanmaktadır. Ancak sağlık sigortası olmayan HIV + kişilerin sigortalanması ve tedaviye ulaşması için başvuru sonrasında neredeyse 1-3 ay geçmektedir.

7-Medyanın Rolü

Türkiye’de özellikle televizyon en etkili bilgilendirme kaynağı olmasına rağmen HIV/AIDS ve cinsel sağlık konuları yeterli derecede ele alınmamaktadır. Bununla birlikte HIV/AIDS ile ilgili yapılan televizyon spotlarının fiyatlarının yüksek maliyetlere neden olmasından ötürü bu medya organı yanlış bir şekilde ve sınırlı kullanılmaktadır. 
 

Alıntıdır.....

CEVİZ YEMEK İÇİN DOKUZ NEDEN.....

22/11/2008

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi'den iki öğretim üyesinin birlikte hazırladığı rapor, cevizin nimetlerini 9 madde özetliyor:


Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi öğretim üyeleri Yard. Doç. Dr. Mehmet Sütyemez ve Yard. Doç. Dr. Muharrem Ergun'un hazırladığı raporda, cevizin insan sağlığına faydaları anlatıldı. Çalışmaya göre ceviz yemek için 9 sebep şöyle sıralandı:

1. Cevizdeki yüksek orandaki omega-3 yağ asitleri kalp hastalıklarını, inmeyi, diyabeti, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltıyor. Ceviz tüketimi kandaki kolesterol seviyesini düşürüyor, kalp atışlarında düzensizliği önlüyor.

2. Ceviz kanserden korunma sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

3. Ceviz, damarlarda daha az pıhtılaşma özelliği olan kan tipinin üretimine ve iyi kolesterol oranının kötü kolesterol oranına göre artmasına yardım ediyor.

4. Cevizdeki L-Arginin kan damarlarının iç tarafının pürüzsüz ve düzgün olmasını sağlayarak kan-damar sisteminin rahatlamasını sağlıyor. Cevizdeki yağ asitlerinin kalp hastalıklarını önleme etkileri var.

5. Ceviz, kavrama ve anlamayı geliştiriyor. Asya'da ceviz hâlâ beyin gıdası olarak kabul ediliyor, bu ülkelerde öğrenciler, sınavlardan önce ceviz yiyerek notlarını yükseltebileceklerine inanıyor.

6. Omega-3 yağ oranı düşük çocuklarda daha yüksek hiperaktif olma özelliği, daha fazla öğrenim ve davranış bozuklukları, daha fazla huysuzluk ve uyku düzensizlikleri gözlemleniyor. Ceviz, bu sorunları önleyen omega-3 bakımından çok zengin.

7. Safra taşı oluşumunun önüne geçiyor.

8. Cevizdeki melatonin, beyin bezesi tarafından salgılanan melatoninin insan vücudunun kullanıma hazır formunu içeriyor. Melatonin, gece çalışan, zaman farkından uyku düzensizliği çeken kişilerde uyuma rahatsızlıklarını ortadan kaldırabiliyor.

9. Cevizin, antioksidan özelliği dolayısıyla kardiyovasküler ve sinir sistemine zarar veren parkinson ve alzheimer gibi hastalıkların gelişimini erteleyebiliyor. Ceviz, manganez ve bakır içeriyor.

HASTANELERDEKİ DAVRANIŞLARIMIZ DOĞRUMU?

27/10/2008

        

 

           Arkadaşlar sizlerle birşey paylaşmak istiyorum.Hastanede hasta ve yakınlarının davranışları hakkında... İnsanlarımız nerede nasıl hareket edeceklerini maalesef pek bilmiyorlar.Gelen öncelik istiyor.Barkod sistemi, sıra falan hikaye.Bakan yok.İnsanların kendilerine saygıları yok ki başkasına olsun.Ondan sonra çalışanlarla karşı karşıya kalıyor.Sıra bekleyen de saygıdan uzak davranış içersinde olan da.Orada bizler için olan insanlar buseferde onca işin arasında birde bunlarla uğraşıyor.

         

           Neden bu şekilde davranır insanlar.Orada 10 dakika fazla beklemek neden sıkar insanları?Kimse bana hasta psikolojisi falan da demesin.Yok öyle hasta psikolojisi falan orada çalışanın psikolojisi neolacak.Akşama kadar ya da nöbetçiyse sabaha kadar 10'larca 100'lerce kişi ile muhatap olacak insanlar...Onları hiç düşündünüzmü?Tamam kimse onları oaraya zorla koymadı.Tabi ki karşılığında bir para alıyorlar.Ama inanın onların yerinde olmak istemezsiniz.Görüyorum yalaka hastane yönetimleri tarafından asılan hasta hakları diye duvarda yazan bir sürü yazı.Kardeşim hasta hakkı varda çalışanın hakkı yokmu?Onları kim savunacak gelen hemşireye,sağlık memuruna ya da orada 3 kuruşa çalışan personele stresini atıyor.İnanın bunlara yıllarca şahit oldum.Yazık gerçekten çok yazık.Bizler insanca davranış beklerken; önce kendimiz göstrebiliyormuyuz? Sorusunun cevabını

vermemiz lazım.Birde insanımızın bilmediği yada işine gelmeyen bir şey de acilin anlamını bilmemek.Poliklinikte sıra beklememek için acilservise giden uyanık geçinenler.

 

            Bunlara örnek:

 

            -5 gündür başım ağrıyor.(acil servise gelmiş hasta)

 

            -Neren ağrıyor amca? Doktor değilmisin sen bul.

 

            -Şöyle sedyeye geçip biraz bekleyin,birazdan doktor gelecek.'Çabuk olsun benim acelem var.'

 

          

ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI İÇİN DİKKAT!

22/8/2008
 
Anaokulu ve ilköğretim çağı çocuklarında en sık rastlanan hastalıklar başında kulak burun boğaz yolları ile bulaşan hastalıklar geliyor. 
 
Üst solunum yolları enfeksiyonlarının kolayca bulaşması ve çocuklarda sık sık tekrarlaması okul döneminde hatta erişkin hayatta yıllarca sürebilecek KBB hastalıklarına yol açıyor. Basit bir nezle ya da grip sonrası oluşan enfeksiyon ihmal edildiği taktirde henüz bağışıklığı tam oluşmamış çocukları özellikle sinüzit hastalığına daha çok eğilimli kıldığını belirten Nişantaşı Kulak Burun Boğaz Grubu'ndan Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda okul devamlılığını ve dolayısı ile başarışını ciddi şekilde düşürürken, tedavi edilmeyen çocuk sinüzitleri de orta kulak sorunlarından kronik akciğer sorunlarına kadar farklı komplikasyonlara yol açabiliyor” dedi.
 

SAĞLIKLI UYANMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT!!!!

17/7/2008

Yatmadan önce perdeleri/ panjurları yarım açık duruma getirin ki sabah güneşi odanızı dolsun ve ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetiklesin. Alarm çalmadan dinç bir şekilde uyanmanın yolları:


Özellikle işe ve okula erken saatte gidenler, yataklarından daha zor kalkıyorlar. Çok basit önlemlerle bu sorunun önüne geçebilir, sabahları daha zinde ve sağlıklı uyanmaya başlayabilirsiniz.

GÜNEŞ İÇERİYE GİRSİN

Yatmadan önce perdeleri veya panjurları yarım açık duruma getirin. Böylece sabahın erken saatlerinden itibaren güneş ışınları odanızı dolduracak ve bu doğal ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetikleyecek. Bu sayede alarmınız çalmaya başladığında, fiziksel olarak zaten kalkmaya hazır ve yarı dinç bir halde olacaksınız. Tabii ki erken yatarsanız bu süreci çok daha sağlıklı bir hale sokabilirsiniz.

ALARMI 15 DAKİKA ERKENE KURUN
Saatinizin alarmını, kalkmanız gereken süreden 15 dakika daha erkene kurmanın yararları gerçekten büyük. Bu sayede hızla yataktan kalkıp, evden çıkmanız için ayırmış olduğunuz minimum süreyi bir telaş içerisinde geçirmek zorunda kalmazsınız. Yataktan daha rahat ve sakin hareketlerle kalkar, güne daha huzurlu bir başlangıç yapabilirsiniz. Yatakta uyanık halde geçireceğiniz birkaç fazladan dakika sayesinde, hem fiziksel hem de ruhsal olarak kendinizi yeni başlayan güne daha iyi adapte edeceksiniz.

GÜNEŞE ULAŞIN
Genelde filmlerde gördüğümüz bir sahne vardır. Pencere önünde yukarıya doğru gerinerek güneşe ulaşmaya çalışmak... Her ne kadar meşhur bir film klasiği de olsa, bu hareketin yararı çok büyüktür. Sadece 15 saniyenizi harcayarak açık pencere önünde kollarınızı yukarıya kaldırarak gerinin. Ayak parmaklarınızı ve dirseklerinizi açıp kapayarak vücudunuzdaki kan dolaşımını hızlandırın. Hem temiz ve taze havayı solumuş olacak, hem de güne fiziksel olarak çok iyi bir başlangıç yapmış olacaksınız.

GÜNLÜK VİTAMİN ALIN
Günlük olarak alacağınız vitaminler gerçekten işe yarar. Vitamin tabletlerinizi, uyanınca görebileceğiniz bir yere, mesela komidinin üstüne koyarsanız, unutma şansınızı çok daha aza indirmiş olur.

KARARLARI SABAHA BIRAKMAYIN
Gerçekten rahat bir sabah geçirmek istiyorsanız, çok basit kararları bile geceden almalısınız. Ne giyeceğiniz, kahvaltıda ne yiyeceğiniz, işe hangi araçla ve hangi yoldan gideceğiniz gibi kararları akşamdan almak, sabah sizi stresten daha uzak yapacaktır. Buna ilave olarak, sabah ritüeli takıntınızdan vazgeçin. Her sabah kahvaltınızı evde yapmak zorunda değilsiniz, nadiren de olsa yapacağınız ufak değişiklikler, sıkıcı sabah ritüellerine renk katabilir.

KAHVE KOKUSUNUN CAZİBESİ
Gerçekten alabileceğiniz en iyi kahveyi satın alın. Taze çekirdekli olanlar listenin başında olabilir. Zaman ayarlı kahve makinelarından kullanırsanız, sabah ayarlayacağınız saatte nefis bir taze kahve kokusu ile uyanabilirsiniz. Kulağa hoş geliyor değil mi? Güçlü kahve kokusu sizi yataktan bir an önce kalkmaya zorlayacak ve kendinize getirecektir. Eğer ki gün içerisinde kesinlikle kahve içeceksiniz, bunu yapmanın en iyi zamanı sabah saatleridir.

DİLİNİZİ FIRÇALAYIN
Ağzımızın gece boyunca yaklaşık 300 bakteriye ev sahipliği yaptığını biliyor musunuz? Sabah oluşan kötü kokudan kurtulmak, güne güzel bir başlangıç yapmak için iyi adımlardan bir tanesidir. Dişlerinizi fırçalarken 1 dakikanızı dilinize ayırın ve yavaşça dilinizi fırçalayın.

AZ MİKTARDA ŞEKER
Sabahları tüketeceğiniz çok az miktardaki şeker yararlı olabilir. Virginya Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, kahvaltıda az miktar şeker alanların hafızalarının, almayanlara oranla daha güçlü olduğu ortaya kondu. Miktarı abartmayın, küçük bir çay kaşığı kadar şeker almanız yeterli.

TAKVİMİN ÖNEMİ
Mutfağınıza büyük bir takvim koyun. Dün geceden, bugün için yazmış olduğunuz aktiviteleri ve yapılacak işleri, kahvenizi yudumlarken okuyun. Bu hem sizi stresden kurtaracak, hem de kapıdan daha rahat ve huzurlu çıkmanızı sağlayacaktır.

SEVGİNİN GÜCÜ
Sabahları evde bulunan sevdiklerinizi öpün. Bu, evin güzel bir köpeği veya şirin kedisi de olabilir. Ünlü terapi uzmanlarına göre sevgi ve aşkın paylaşımı sayesinde, stres ve ona bağlı sıkıntılar hafifliyor, zihne sakinlik ve huzur geliyor. Böylece güne çok daha iyi başlamış oluyorsunuz.

ATEŞLİ ÇOCUĞA ASPİRİN VERMEK DOĞRUMU? REYE SENDROMU????

24/3/2008
Ateşli çocuğa verilen asprin ölüme kadar götürebilir.
 
 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ateşi olan çocuğa aspirin verilememesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Küçükusta, grip olan 16 yaşından küçük çocuklara aspirin verildiğinde “Reye Sendromu” adı verilen hastalık riskinin de ortaya çıktığını belirterek, bu hastalığın ise erken teşhis edilmediği takdirde ölüme kadar götürebileceğini söyledi.
 
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ANKA'ya yaptığı açıklamada “Reye Sendromu”na ilişkin bilgi verdi. Prof. Dr. Rasim Küçükusta şunları söyledi:
 
“Reye Sendromu, grip olan 16 yaşından küçük çocuklara aspirin verildiğinde ortaya çıkan ve vücudun birçok organını ilgilendiren, ama esas olarak karaciğerde yağ birikimi ve beyin içi basınçta aşırı yükselmeye yol açan ölüm ihtimali yüksek olan bir hastalıktır. Hastalığın kesin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, grip, soğuk algınlığı ya da suçiçeği gibi viral enfeksiyonlar nedeniyle aspirin kullanan çocuklarda ve gençlerde risk çok yüksektir. Bir araştırmada Reye Sendromu olan çocukların yüzde 90'ının aspirin almış oldukları belirlenmiştir.”

-REYE SENDROMU ATEŞLİ ENFEKSİYONDAN SONRA ORTAYA ÇIKIYOR-
Hastalığın grip gibi bir ateşli viral enfeksiyondan 1 ile 14 gün sonra iki aşamalı bir hastalık olarak ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Küçükusta, “İlk dönemde şiddetli ve sürekli bulantı ve kusma ile beraber aşırı yorgunluk, uyku hali, çevreye ilgisizlik gibi beyinle ilgili belirtiler vardır. İkinci dönemde ise, kişilik değişikliklerinden bilinç bulanıklığı ve komaya kadar giden sinir sistemi belirtileri tabloya hakim olur” dedi. Prof. Dr. Küçükusta, Reye Sendromunda ateşin normal olduğunu, belirtilerin süresi ve şiddetinin ise hastadan hastaya değiştiğini kaydetti.

-ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ-
“Reye Sendromu”nun erken dönemde tanınıp uygun şekilde tedavi edilmediği zaman, ölüm ihtimalinin çok yüksek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Küçükusta, “İstatistiklere göre, geç tanı konanların yüzde 90'ı kaybedilirken, erken tanı ve doğru tedavi alan hastaların yüzde 90'ı hastalığı atlatabilirler” dedi. Prof. Dr. Küçükusta, Reye Sendromundan iyileşen çocukların bazılarının tamamen düzelirken, bazılarında ise zeka geriliği gibi bir takım nörolojik ve psikolojik belirtiler kalabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Küçükusta, Viral enfeksiyon geçiren ve aspirin kullanılmış olan bir çocukta, ateş olmaksızın şiddetli kusma ile beraber karaciğer enzimleri yükselmesi de görülüyorsa “Reye Sendromu”nun düşünülmesi gerektiğine işaret ederek “16 yaşından küçük olan çocuklara grip veya ateşli başka bir virüs enfeksiyonu geçirdiklerinde kesinlikle aspirin verilmemelidir” dedi. 
 
(ANKA)Alıntıdır...

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI DENEDİNİZMİ?

8/3/2008

% 100 Doğal Zeytin Yaprağı Çayı… İçerdiği fenolik bileşenler sayesinde zeytin yaprağı çayı, doğal antioksidan ve antibiyotik özellikleri taşır. Bu fenolik bileşenlerden “oleuropein”, antibiyotiklere karşı direnç kazanmış mikroorganizmalar üzerinde etkili olması nedeniyle çok değerlidir.

Tariş Zeytin’in sunduğu zeytin yaprağı çayı doğal yolla bağışıklık sistemini güçlendirmeye, hormonal dengeyi korumaya, yaşlanmayı geciktirmeye yardımcıdır. Doğadan gelen bu sağlık iksirinin tansiyon ve yüksek kan şekeri üzerinde olumlu etkileri vardır. Yumuşak ve aromatik lezzetli zeytin yaprağı çayına ince bir dilim limon veya şeker ekleyerek ya da onu diğer bitkisel çaylarla karıştırarak değişik lezzetler elde edebilirsiniz.

AIDS HEPATİT VE TÜREVLERİ!!!!

9/2/2008

 
 

 

T.C.

 

ADALET BAKANLIĞI

 

 

 

BİLGİ İŞLEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI

HALKIMIZA UYARI

  Son günlerde karşılaşılan, sosyal sağlık tehdidi oluşturan, halka açık yerlerde kötü niyetli şahısların; Hepatit ve türevleri, AIDS; gibi bulaşıcı hastalık dağıtma girişimleri ile ilgili istihbaratlar alınmış ve bunların tüm yazılı, görsel basın ve Internet aracılığıyla en hızlı şekilde halkımıza iletilmesi zorunluluğu doğmuştur.

 

Bu nedenle;

 

Enfeksiyonlu iğne uçlarının vücudumuzun herhangi bir yerinde kana karışabilecek enfekte istemine karşı;

 

-Sinema, tiyatro,konser salonu gibi; kalabalık izleyici kitlesine sahip kapalı alanlarda, bizlere ayrılan koltuklara oturmadan önce, ışıklar henüz yanıyorken, koltuklarımızın üzerini kontrol etmemiz,

 

-Halka açık Telekom Ankesörlü Telefon’larını kullanırken jetonumuzu geri almamız sırasında jeton iade gözüne elimizi dikkatlice ve kontrol ederek sokmamız,

 

 

-Restaurant ve benzeri yeme – içme mekanlarında kürdan kullanmamamız, en azından kapalı ambalajda kürdanları tercih etmemiz,

 

önerilmektedir.

 

 

 

 

 

Bu uyarı niteliğindeki dosya, tüm İlçe Emniyet Teşkilat’larına ve Internet

yoluyla siz ve sizin gibi etkin Internet kullanıcısı halkımıza bir ön bilgi olarak gönderilmiştir

 

Bu dosyayı kişisel iletişim dahilindeki tüm tanıdıklarınıza ve akrabalarınıza iletmenizi, halkımızın sağlığı ve refahı için zorunlu bir durum olarak görmekteyim.

 


Turan Açikmese
Adalet Bakanlığı

Tetkik Hakimi

 

 

 

 

 

T.C. ADALET BAKANLIĞI

06659 KIZILAY / ANKARA

TEL:  90 (312) 417 77 70

Arkadaşımdan aldığım mail aynen yayılıyorum.LÜTFEN DİKKAT KİMSENİN CANI YABNMASIN!!!!

« Önceki ::

Google Gruplar
egitimspormizah grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Google
mamcellat h2o Site Dizini Site Ekle Türkçe Arama Motoru, Web, Altyazı, Email Arama Motoru ve Portalı
Kolay hit Toplist

Blogcu ile yapıldı

Site Dizini